21 Ocak 2011 Cuma

Trendeki Biz

Dikkat, trende içki içmek yasaktır!!! 

 Votka sonrası turşu suyu

 Ana-oğul

 Dinlenen müzikle dalınan hülyalar

 Koridorda bacaklarını açmak için volta atan bal kabağı

 Domates suyu üstü votka

 Herkes kendi halinde

 Can sıkıntısı



 Molada dışarı çıkıp hava alan anneye selam

 Bu teyzeler elinde market sepetleri fındık, fıstık, ev yapımı börek, çörek satıyorlar; tren durduğunda hepsi vagonlar boyunca volta atıp ekmek parası kazanmaya çalışıyor.

 Votkamızı soğutmanın yolu tabiki kovaya doldurulan kar

 Çikolata kutusu Снегу́рочка (snegurochka)

Bal kabağımın keyif anları:





20 Ocak 2011 Perşembe

Tren Yolculuğu

Öncelikle ülkelerini demir ağlarla ören ve her türlü iklim koşulunda her yeri ulaşılabilir kılan zihniyete sahip rus halkını (belki de buna vesile olan komunist zihniyeti) tebrik ediyorum!!! Her ne kadar ATAmız da bunu yapmaya çalıştıysa da sonraki nesiller, onun bu hayallerini gerçekleştiremedi. Trende giderken şunu düşünmüştüm: Ankara'da kar yağdığında Kızılay'dan Dikmen'e (15 dk.dolmuş mesafesi) gitmek neredeyse imkansızken, burda  -23 derecelerde ve kar yağışında binlerce kilometre aşıp tam vaktinde ulaşacağımız yere vardık.İnsan ister istemez, bizim neyimiz eksikte biz yapamıyoruz, diyor. Nice zorluklar, nice dramlar yaşanıyor kışın kardan yolları kapanan köylerde...Adeta kaderlerine terk ediliyorlar :(

Biliyorum bu bir gezi yazısı olacaktı ama geçtiğimiz yollar, gördüğüm köyler bana bunları hatırlattı ve yazamadan edemedim. Gelelim 2 gün 2 gece süren tren yolculuğuna:

Biz, 4. vagon 5. kompartmanda idik.

Bu pano koridorun iki ucunda yer alıyor. Moskova saati, içerinin sıcaklığı, vagon no. ve tuvaletin meşgul olup olmadığını gösteriyor.
SAAT: Gittiğimiz yerle Moskova arasında 2 saatlik fark var, yani şu an gösteren Moskova saati Priobe'de 14:30. Bu arada bunun bir güzelliği de oldu tüm arkadaşlarımdan daha önce yeni yıla girdim yani geleceğe yolculuk yaptım (görece de olsa) hihi :))
SICAKLIK: Biz trende az da olsa üşümeyi beklerken tam tersi bir durum oldu ve adeta yandık!! Görüldüğü üzere 30 derece sıcaklık. Yanaklarımız al al olmuştu. Belli bir bölgeye kadar tüm tren elekrikle ısınıyormuş (o zaman her şey normal 26-27 derece civarında) ama sonrasında görevli teyzeler kömürle sıcaklığı düzenliyorlar ve bu da çok kontrollü olmuyormuş.
TUVALET: Işığın kırmızı ya da yeşil olduğuna bakarak WC meşgul mü anlıyorsunuz. İstasyonlara yaklaşmaya 10-15 dk kala, istasyonlarda ve istasyondan tren hareket ettikten 30dk sonrasında WCler kapalı!!! yani kırmızı yanıyor. Anlıyacağınız zor durumda kalmamak için, koridordaki istasyon ve oralarda ne kadar bekleme yapılacağına dair listeye bakmanız gerekli. Tabii çok zor durum için belli vagonlara BİO tuvalet koymuşlar ama ben onlardan nefrret ediyorum. Bu arada tuvaletler çok temiz; kağıt havlu, tuvalet kağıdı, sıvı sabun hep mevcut.


Bu da sıcak su kazanı!! Her daim sıcak su mevcut ve çay içebiliyorsunuz!!


Bu da priz, 220 volt, koridorda yer alıyor ve bizim gibi bir sürü şarja ihtiyacı olan aletle gidenler için harika bir şey.  Bu arada bilet alırken 4.kompartmandan alırsanız priz tam yanınızda oluyor ki bu da sürekli boynunuzu uzatıp bakmak zorunda kalmayacaksınız anlamına geliyor. Biz ancak bunu dönerken yapabildik.


Koridor... Bizi taşıyan treni MALAHİT diye bir firma işletiyor. Babaannemizden öğrendiğimize göre Malahit Urallarda çıkarılan bir taş ve çok güzel yeşil rengi var. Bu nedenle trendeki her türlü tekstil ürünü yeşil ve tonlarında idi.


Bu dönüşteki kompartmanımızdan (4.kop.) Üsteki yuvarlak düğme radyo, ister açın ister kapayın. Numaralar da yatakların burda ilginç bir şey var: Üst taraf yatakların fiyatları alt taraftakilerin yarısı kadar. Yani 14 ya da 16 nolu yerleri alısanız yarı fiyat.

Masamız.... Halının kirli olduğuna bakmayın günde iki defa görevl
 gelip süpürüyor...


Her yatağın üst kısmında ıvır zıvır koymak için yer


Kompartmanda paltoları asmak için 4 tane askı var
Bunlarda beni tombik ayaklarım!!!

Bu kadar Öğreten Adam tiripler yeter di mi? Hadi biraz da pencereden gördüklerimi siz de görün!!



























19 Ocak 2011 Çarşamba

Evden Çıkış

Geçen Pazar güzel evime kavuşmama rağmen daha kendimi toparlayamadım ve hala uyku halindeyim. Gündüzlerü oğlumla uyuyup bir de akşamları erkenden cup diye yatağa atıyorum kendimi ve henüz nedenini çözemedim.

Gelelim serüvenimize...
Çok rutin başladığını düşündüğümüz evden çıkış hikayemiz, yaklaşık bir 40 dakika sonrasında bir ekşın filmine döndü ve soluk almadan geçen bir koşuşturmayla son buldu. Toplamda 4 yetişkin ve 2 çocuk olmak üzere yola çıktık! Her zamanki gibi aceleci mi desem dakik mi desem halimle hazırlanan ben ve geniş geniş davranan eşim arasında geçen çekişmelerle evden çıktık.



Bu yatağın üzerindekiler eşimin son ana kadar toplamadığı dijital dünyaya ait götüreceklerimiz, KOSKA Fıstıklı Helva (en sevdiğim) Lokum, Ege'nin keçe çizmeleri(valinki), buhar makinesi, wii, çocuklara hediye maketler....




Bu görmüş olduğunuz kırmızı bavulun sapı yoktu ve sadece çek çeki vardı (Türkiye'den gelirken ben halletmiştim). Sadece çek çek bize yeter diyerek bu bavulu aldık ama hesap edemediğimiz bir şey vardı: o da her yer kardı ve iki katı daha zor gidiyordu tekerlekler!!! Evden daha 100 metre yürümeden tabii ki çek çeki de kırıldı ve bavulun tutacak hiç bir yeri kalmadı!!!!!! Hesap kitap yaptık ve bununla yola devam etme kararı aldık, eşim yüklendi ve bizden önde kucağında bavul, yürümeye başladı, gidip tren biletlerini (şehre giden tren için, neden taksiye binmiyorsunuz demeyin burda o işler bizdeki gibi değil ve seçtiğimiz yol en kısa yol) de alacaktı. Neyse eşim hızla gitmiş ve Artur'a haber bırakıp  babaannemizin bilet almasını söylemiş ama sadece kendine (çünkü burda yaşlılara her türlü ulaşım bedava sadece kartını gösterip bilet alacak). Fakat bizim velet yanlış anlayıp yanlış aktarınca babaannemiz herkese bilet  aldı. Neyse turnikelere gidince bir baktık biletleri çiftlemişiz, eşim de almış!!!

İşte bizim süper babaannemiz!!! 

Şehre gittiğimiz trende hepimiz pozlar verdik, haha hihi konuşuyorduk ki yataklı trene bineceğimiz istasyonun anonsu yapıldığında eşim bize acı bir gerçeği söyledi. Sıkı durun:

'Kameranın olduğu çantayı unuttuk, neyse canım kamera önemli değil de içine para ve pasaportumu da koymuştum' diyince adeta yıkıldık.





Bekleme salonundan manzaralar...

Neyseki trenimiz 20:05 de idi ve biz 18:00 gibi istasyondaydık. Bundan sonrasında, artık dakikalar hatta saniyelerle hesap yaptık; eşim, eve tekrar gitti!!! Bu arada ev, trenle 40-50 dk. mesafede ama belli saatlerde hızlı tren var, onla 30dk. Gidiş ve dönüş hızlı tren olacak şekilde hesaplayıp yola çıkan eşim, dönüşte de hızlı treni kaçırınca bizde adrenalin tavan yaptı. Bindiği normal trenle, yataklı trenin kalkmasına 5 dk. kala gelmiş olacaktı ama onda da sorun çıkıp 'trene istasyona giriş izni yok' demişler ve bunu söylemek için eşim beni aradığında tatil başlamadan bitti dedim!!!

Sonrasında bavulların taşınması ve Lena'nın görevliye yakarmaları ve eşimin nefesi kesilene kadar aralıksız koşmasıyla trenin kompartmanında son buldu. Eşim trene bindi ve tren hareket etti :)))))


Trenin yanında bekleyip 'Hala neden binmiyoruz' diye mızmızlanan bal kabağı....




Bu da sevgili trenimiz... İçinde geçirdiğimiz 2 günün hikayesi de YAKINDA....

24 Aralık 2010 Cuma

Gidişe hazırlık

Bavul toplamak, eşyaları hazırlamak eskisi kadar çok vaktimi almıyor artık! Bu seferki hazırlık her zamanki yöne değil aksi istikamete... kuzeye Sibirya'ya... (Deli misin?Kışın ortası dondurucu soğuk bir yere gidilir mi?diyenleriniz vardır eminim)

Sebebi ziyaretimiz eşimin ailesinin geri kalanıyla 7 sene sonra da olsa tanışmak. Benim için bir çok ilke sahne olacak bir yolculuk beni bekliyor:
İlk kez yataklı trenle yolculuk edeceğim
İlk kez 8 saatten daha uzun bir yol gideceğim
İlk kez maaile(16 yaşındaki ergenimiz hariç) tatile gideceğiz
İlk kez eşimin abla ve annesi dışındaki akrabalarıyla tanışacağım
İlk kez dondurucu soğuk nedir iliklerime kadar hissedeceğim
İlk kez bir Rus köyü göreceğim
veeee......ilk kez blogumda ballandıra ballandıra anlatacağım bir gezi yazım olacak (Ben Sibirya'yı gördüm!!!! :))))

Günlük tarzı bir yazı olacak ama tabi yazdıklarımı döndükten sonra yayınlayabileceğim(oradaki vakti oturup bilgisayar başında geçirmek istemem tabii), 26sı akşamı yola çıkıyoruz. Beni bekleyin anacıııııııııııııııııııııım!!!!!

13 Aralık 2010 Pazartesi

Rusya'dan ne lazım?

Rusya'dan haberlere bakmak isterseniz:

www.turkrus.com
www.gazetem.ru
www.moskovalife.com

Rusya'da Türk kadınlar ne yapar derseniz:

www.mtko.net

Rusya'da Türk İş adamları ne yapar derseniz:

www.rtib.com
www.rutid.org.tr

Rusya'da yaşayan ya da yaşamışların deneyimleri ve gezi yazıları var mı deseniz:

http://tarcinmoscow.blogspot.com/
http://moskovanotlari.blogspot.com
http://nonim.blogspot.com/
http://ayseningazetesi.blogspot.com/
http://ozlembagci.blogspot.com/
http://www.haydins.com/  (şu sıra sanırım bir sorun var açılmıyor)

Rusya'daki iş dünyasında neler oluyor, bana iş var mı derseniz:

http://www.kariyerrusya.com/

Rusça Türkçe sözlüğüm olsa derseniz:

http://www.sozlukte.com/
http://www.ruscasozluk.gen.tr/

Şimdilik kendimce toparladıklarım bu kadar, yenilerini keşfettikçe eklemeler yapacağım. Sizin de bildikleriniz varsa ktkılarınızı bekliyorum.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Narlı salata

BABAANNEDEN                                  

Bu görmüş olduğunuz salatanın daha şatafatlısını ilk kez  bir yılbaşında yemiştim. Babaanne, arasında birçok dergiden kesilmiş tarifin olduğu defterini çıkardı(güzel bir el yazısıyla hatta bazı tarifler için özel şekiller çizerek) ve 2 saat boyunca narin bir seramoniyle hazırladı. Ölçülerine, şekline şemaline her şeye çok özendi. Bulursam arşivden asıl o salatanın resmini yayınlamak lazım... bu bizimki çakma olanı :)

Neyse yapmak isteyenler için ölçüler olmadan vereceğim çünkü ben sonrasında bunu sadece babaannenin anlattıklarıyla yaptım ve hep göz kararı oldu.

Gerekenler:
Kuru soğan,tavuk eti,ceviz,kaşar peynir,kırmızı pancar,nar ve mayonez

  1. Orta boy soğan küçük küpler halince doğranır ve yağda yumuşayıncaya kadar çevirilir.
  2. Tavuğun göğsü haşlanır ve küçük küçük doğranır.
  3. Cevizlerin ebatları büyükse onlarda küçük küçük doğranır (salatada kıt kıt ağıza gelmemesi lazım)
  4. Kaşar peyniri rendelenir,
  5. Kırmızı pancar haşlanır ve rendelenir
  6. Nar ayıklanıp bir kenara konur.
Salatayı yapacağınız düz bir tabağın tam ortasına bir bardak yerleştirin ve malzemeleri bu bardak etrafına yayacağız. Sırayla;

1. kat: Yağda çevirdiğimiz soğan, 
2. kat: Bir kapta hafif tuzlayıp az mayonezle karıştırdığımız tavuk eti,
3. kat: Rendelenmiş peynir,
4. kat: Ceviz,
5. kat: Bir kapta mayonezle karıştırılmış kırmızı pancar(bu sanki pastanın kreması gibi olacak yanları da bunla kapatacağız)
6. kat: Narları da istediğimiz gibi ve ne kadar istersek koyuyoruz.

Bardağı ortadan çıkardığınızda da ince kıyılmış dereotu ile süslüyorsunuz. Servis yaparken pasta gibi servis edildiğinden çok şık duruyor :)

Afiyet bal şeker olsun!

10 Aralık 2010 Cuma

Ahlak ne ki?

Mahalledeki (sadece) karının kızın apış arasının bekçiliğine soyunmak mıdır?

Kafadaki kılı kapatıp daracık kıyafetle kıvırarak yürümek midir?

Oğluna kızına her gün 'dürüstlük' martavalları anlatıp riyakar bir hayat sürmek midir?

Anana, bacına gelince kutsal, ötekinin berikinin anasına bacısına gelince bıyık burmak mıdır?

Kimin kime verdiği belli olmayan, şerefsizliğin, rüşvet ve şantajın gırla bulunduğu dizileri ayıla bayıla izleyip sonra da toplumun ahlakını bozuyor diye bir kaç kelimeyi bipletmek midir?

Elalemin kaşarlarını ayakta alkışlayıp star, mega star, ultra star yapıp 19 yaşındaki bir kızı yerin dibine batırmak mıdır?

Dayaktan kaçan kadını tutup kocasına teslim edip öldürmesini beklemek midir?

Komşuna gidip 'siz mum söndü yapıyor musunuz?' diye sormak mıdır?

Ülkeyi lime lime edip satmak, insanları bertaraf edip nifak tohumlarını savurmak ama her şeye rağmen iyi (!) müslüman gibi davranmak mıdır?

6 Aralık 2010 Pazartesi

Gıcık oluyorum

Kulaklık denen cisimleri kulaklarına takıp dünyayla ilişiğini kesen ve paşa paşa dinleyenlere diyeceğim yok ancaaaaakkkkkk kulaklıktan taşan sesi bana da zorunlu olarak dinleten ve ilerde sağır olma ya da ağır işitme sorunları olacak zatı muhteremlere gıcık oluyorum!!!!
Kardeşim sen madem dışardan gelen sesleri duymak istemiyorsun, ben de senden gelen sesi duymak istemiyorum. Biraz saygı değil mi efendim, herkes senin dinlediğin müziği dinlemek zorunda değil!!

5 Aralık 2010 Pazar

Canım Deryama

Seni çok seviyorum kuzum :)
Bazen arkadaş gibi çünkü aklın almış başını gidiyor ama yaşın yetişemiyor; bazen abla gibi çünkü aramızdaki kan bağı yeteri kadar yakın gelmiyor ve ayrıca sana artistlik taslamak hoşuma gidiyor; bazen de anne gibi seviyorum çünkü seni korumak ve kollamak arzusu depreşiyor senin güzel gözlerini görünce....

Sen var ya,
Çok süslü ama kokoş değil,
Çok duygusal ama sanki vurdumduymaz gibi,
Annesinin biriciği  ama babasının gözünün nuru,
Jon jon gibi ama kesince kırmızısı çıkan karpuz dilimi,
Akıllı ama tatlı deli,
EGE sevdalısı,

tatlı bir cadısın!!!


SAĞLIKLA, HUZURLA VE MUTLULUKLA GEÇECEK GÜZEL BİR ÖMRÜN OLSUN CANIM BENİM! NİCE SENELERE...