27 Nisan 2011 Çarşamba

Moskova'da 23 Nisan

video

Öğretmen olmamakla çok hata etmişim... Çocuklar diyince akan sular duruyor..... 

25 Nisan 2011 Pazartesi

Mutlu Yıllar Sana

Bugün onun doğum günü....
      Çocukluğumu, ergenliğimi, ilk gençlik yıllarımı paylaştığım, ağız dolusu güldüğüm, bağıra çağıra tartıştığım, yanındayken hep 'Ben her şeyi yapabilirim' şeklinde hissettiğim, geçmişte kalan sevgili dostumun doğum günü...
      Hayatımda olmamak onun tercihiydi, ben hep onunla 'Biz 40 yıldır arkadaşız' cümlesini sarfedeceğimiz günlerin olacağını düşlerdim ama.................................
      Sağlıklı, mutlu, huzur dolu nice güzel yıllara... MUTLU YILLAR sana! Umarım tüm hayallerini gerçekleştireceğin güzel bir ömrü yaşarsın :)

23 Nisan 2011 Cumartesi

Çocuklarımın şarkısı





23 Nisanı burada da şenlik havasında kutluyoruz ki çocuklar hem yurtlarını hem de onu yaratan değerleri unutmasın!! MTKO'nun Çocuk Klübünden 2B sınıfındaki kuzularımla bu şarkıyı hazırlandık ve yarın tüm coşkumuzla söyleyeceğiz.

Tüm çocukların sevildikleri, korundukları ve mutlu oldukları bir dünyada yaşamalarını diliyorum!!

Eğer çekebilirsem benim kuzularında söyledikleri versiyonunu da ekleri sonra :))

22 Nisan 2011 Cuma

DİNLE ANADOLU, YİTİP GİDEN SENİN HİKAYENDİR!

   İnsanoğlu ne zamanki yaşamanın doğaya savaş açmak olduğu yanılgısına düştü, işte ondan sonrasında insanlığından utanacak şeyler yaptı. Vicdanlarıyla değil, akılları ceplerinde düşünmeye başladılar. Anadolu'nun isyanını duyurmaya çalışan bu videodan sonra bir de aşağıdaki haberi okuyunca ciğerim yandı. Amcaya büyük bir hayranlık duydum ve keşke ben de böyle bir hayatı sürebilseydim; tırnaklarıyla kazıdığı toprağın ona sunduğu türlü çeşitli ağaçla, çiçekle,meyveyle yaşamını geçirmiş!! Ne mutlu ona... Bizim gibi sanal alemde ruhunu kaybetmemiş :(( Nurlar içinde yatsın...
       Aşağıdaki linke tıkladığınızda çok güzel bir ömrün hikayesini okuyacaksınız!!!

DİNLE ANADOLU, YİTİP GİDEN SENİN HİKAYENDİR!


Bu arada bu hikaye bana başka birini daha hatırlattı! Doğayı sevmenin yüceliğini ve özgürlüğünü anlatan DERSU UZALA... 


Ayrıca resim için verdiğim bu linkte filmi Rusça izleyebilirsiniz.


Resim kaynak: http://www.kinomafia.com/4944-dersu-uzala-onlajn.html

20 Nisan 2011 Çarşamba

Hayat Yeniden Başlar

Onunla yeni ve bambaşka bir hayat başladı!!!
Uzun süre annesinin ayrılmaz bir parçasıydı.
Beklemekten helak olan annesine aldırış etmeden işi epey yavaştan aldı.


Beklenmeye değer olduğunu ispatladı.
Lenin, Hitler gibi insanlarla aynı gün doğmuştu ama en önemlisi sanki Feyzan Teyzesi'ni de mutlaka hatırlamamız gerektiğini bilerek onunla aynı gün doğdu!!
1. yaşında oldu.

Yürümeye, konuşmaya başladı.
ı
2 yaş oldu.Müzelere, oyunlara, gezmelere gitti.

Acıktı,susadı, altına işedi, ciyak ciyak ağladı ama hep söz dinledi.
3 yaş oldu. Bir kedisi sonra da nur topu gibi bir allerjisi oldu.
Baktı, gördü, öğrendi, tekrarladı.

4 oldu. Anladı, anlattı, düşündü, hayal etti; İki dilde anne demeyi öğrendi, annesini mutlu etti.
Hep annesi ve babasının CANI oldu.


MUTLU YILLAR GÖZÜMÜN NURU, HAYATIMIN IŞIĞI!!!

13 Nisan 2011 Çarşamba

Anadolu'nun isyanı

     Köyde büyümenin en güzel yanı doğanın bir parçası olmanızdır. Yağmuru, çamuru, yazı, kışı hep ayrı güzelliktedir. Çocuksanız ve köydeyseniz hayatınızda sıkılmak gibi bir kelimenin anlamını asla anlayamazsınız.
     Bozkırın ortasında olsa da Kızılırmak'ın küçük kolları dereler, ırmaklar var(dı). Gürül gürül pınarlardan kaynak suları akar(dı).
     Pınarlar adete birer sosyalleşme ve haberleşme yerlerdi. Bulaşıklarını yıkamaya gelenler, toprak evini süpürüp süpürgesini yıkamaya gelenler,  öğlene madımak pişirmek için madımaklarını yıkamaya gelenler, kara lastik ayakkabılarını yıkamaya gelenler, yemek kazanlarını küllemeye gelenler...  Şimdilerde pınar başları çok sessiz, herkes evlerinde... borulardan sular taa ayaklarına kadar geliyor. O pınarlar eskisi gibi değil zaten! Ağzını dayayıp kana kana içtiğin suya artık makineler hükmettiği için temiz değil!!
     Derede oynamaksa hayatın anlamıydı sanki... Elleriniz kerme (bizim yörede ellerin aşırı kuruduktan sonra çatlaması ve kabuk kabuk olması anlamında kullanılan kelime) bağlayıncaya kadar buz gibi suyun kenarındaki toprakla çörek, pasta, tabak, çanak yapardık. Yaz geldi mi yün yıkamaya gidenler, evindeki halı kilimi yıkamaya gidenler, hasattan sonra bulgur yapmak için buğday yıkamaya gidenler derenin ve kenarındaki kavak ağaçlarının sunduğu tüm nimetlerden faydalanırlardı.


Neden bunları anlattım derseniz, aşağıdaki videoyu izledikten sonra sanki içimden bir şeyler kopup gitti...Sonuna doğru kendimi tutamadım ağladım :(((


Susuz hayat toprakları, vicdansız insanlar da çocuklarımızın geleceğini çölleştiriyor... Topraklarımıza ve geleceğimize sahip çıkalım...


HES' lere HAYIR!!!



6 Nisan 2011 Çarşamba

3 Nisan 2011 Pazar

Rol Tutsaklığı

 'Rol tutsaklığı, kişinin rolleriyle övünmesi, kendisine ait rolleri, farkında olmadan kendinden üstün tutmasıdır. Rollerimizi kendimizden üstün tuttuğumuz zaman, bir anlamda rollerimizin altında eziliriz, kendimizi bir kenara atmış oluruz.'
      Müdire Ayşe Hanım'ı o kadar önemsemeye başlıyoruz ki  sadece Ayşe nasıldır?, nasıl ilişkiler kurar?, insanlara nasıl davranır? bunlar akıldan çıkıyor. Ya da bir kadın anne olunca zanneder ki tüm hayatının kapsamı bundan ibaret! Yemesi, içmesi, arkadaşları, yaptıkları ve yapmadıkları sadece bu rolüyle ilişkilenmeye başlar... Hayatından anne olmayı çıkardığında bomboş bir çuval gibi yığılır!
 'Bir Çinli bilgenin sözü: Doğduğun zaman l’sin, sapsade bir 1. Zamanla l’in sağına sıfırlar eklersin; diplomaların olur, unvanların, rollerin, rozetlerin olur, evler, arabalar alırsın. Bunların her biri bir sıfırdır ama l’in sağına eklendikçe senin değerin artar. Şu hale gelirsin:10000000000… 0     Bütün bu sıfırların ne zamana kadar değeri vardır? Sen hayatta olduğun sürece. Sen öldün, 1 gitti. 
Bazı rütbeler/makamlar/roller bir ayrıkotu gibi yaşam bahçemizi öylesine kaplıyor ki, onlar sökülüp gittiğinde, artık ekilip biçilemeyen bir bahçe, işe yaramayan bir ömür kalıyor elimizde.'

       Üstün Dökmen'in Küçük Şeyler (yukarıdaki tüm alıntılarda bu kitaptandır) kitabını okurken uzun zamandır kafamda meşgul eden kavramın tanımını görünce hah dedim. Tam olarak buydu işte hastalık niteliği taşıyan şey ve beni rahatsız eden....
       Biz oturduğumuz koltuğa, kartvizitte yazan unvana, diplomamıza gereğinden fazla önem verip hürmet ediyoruz.  Bir müdür asla çalışanıyla şunu yapmaz bunu yapmaz, bu paşanın hanımıdır aman ha dikkatli konuşalım, bu bilmem ne üniversitesinden mezun, bunu işe alalım şunu almayalım..... Örnekler böyle uzayıp gider, hep duyduğumuz şeyler bunlar. Sonuçta az ya da çok hepimiz yapıyoruz. Öyle değil mi?
     Bu kavramın önemini benim için artıran iki konu var: Birincisi, şu günlerde özellikle kendime 'Anne olmak dışında neyim ben?' diye sorduğum soru ve izlediğim(beğenmeyerek de olsa) 'Adını Feriha Koydum' dizisi.