25 Ekim 2011 Salı

Cani miyiz?


Okuduğum blog yazarlarlarından leyya craftmania şunları yazmış ve ne kadar da DOĞRU yazmış.

şaşkınım...acı üstüne acı yaşadığımız şu dönemde insan duygularını nasıl anlatır bilemiyorum...üstelik her geçen an yeni bir ölüm kalım hikayesine şahit olmaya devam ederken,insanların gözbebeklerinde dehşeti izler,çığlıklarını duyarken...nasıl ifade edilir ki duygular?ha bir de sosyal paylaşım sitelerinde Allahın sopası şeklinde değerlendirmeler okurken!!!be hey gafil insanlar,siz de en az terör örgütü kadar aşağısınız !siz de en az onlar kadar acımasız,provakatör ve hesapçısınız...be hey gerizekalılar, orada bir afet var şimdi,ölüm var, acı var,dehşet var,insan var orada, insaaan!!!senin halkın var,senin öğretmenin var,senin polisin var,senin askerin , memurun, işçin var...günahsız bebeler var analar var babalar var...çaresizlik var orada şimdi...daha ne diyeyim...bu mantıkla bakarsan kocaeli depemini nereye bağlayacaksın o halde...sakarya depremini,erzincan,elazığ depremini????olası istanbul depremini???Allah size akıl fikir iz'an versin...daha ne diyeyim...

işte bu nedenle başlığımdaki 'geçmiş olsun insanlık' ibaresi...her afette, her yıkımda, her kayıpta insanlık kaybediliyor da, ondan.üç beş satılmış kişi, bilinçli bir şekilde üflüyor,sağduyusunu yitirmiş binlerce insan da bu rüzgara kapılıp hezeyanlar savurmaya başlıyor...
bırak siyaseti bir yana şimdi.bırak kafatası avcılığını,bırak uğursuzluğu da insan olmaya gel.zorla kendini,su gönder,süt gönder,aş götür ,battaniye götür de içinin kiri temizlensin.beynine temiz kan  gelsin,canına temiz can gelsin ey insanoğlu.
tabii ki söylenecek yazacak daha başka çok şey var...türkiyenin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği var,hala çok katlı fakat depreme dayanıksız,tabut gibi binaların inşa edilmeye devam edildiği gerçeği var,denetim mekanizmalarının yetersizliği var...var oğlu var...ama şimdi acımız çok taze...şimdi daha çok dayanışma zamanı.yardımlarımızı kızılay gibi,akut gibi güvenilir adreslere teslim edelim.terör örgütünün ve kötü niyetli kimi insanların da yardım kampanyası adı altında organizasyonlar gerçekleştirdiğine şahit oluyoruz birlikte.ne günlere kaldık!!!


İnsanlığımdan utandım.Gek gek gerinerek övündüğümüz Türk hoşgörüsü, vicdanı, insafı, şefkati nereye gitti. Ne zaman kafatasçı olduk!!!!

Ülkemi düşünüp güzel günler hayal etmek isterken yurdum insanından umudumu kesmeye başladım...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Moskova'ya Gelmeden Şunları Bilin


Artık vizelerde kalktığı için buralara gelmek daha kolay.... Tarih, müze, park, orman görmek isterseniz ve bir zamanlar dünyanın dengelerinde söz sahibi olan eski komünist yeni kapitalist Rusya'yı keşfetmek isterseniz bu yazıyı bir göz atın derim.


Öncelikle bildiğiniz Rusça harici bir dilin işe yarayacağını sanıyorsanız bunu unutun. Özellikle İngilizce'nin sizi kurtaracağını zannediyorsanız (ki ben öyle zannetmiş idim) bu büyük bir yanılgı... Hatta Türkçe bile size daha çok kapı açacaktır, çünkü Azeriler, Türkmenler, Kazaklar... sizi anlayacaktır.


Bu nedenledir ki Kiril alfabesini okumayı öğrenirseniz işinizi biraz daha kolaylaştırabilirsiniz. Bazı kelimeler zaten okuyabilirseniz size tanıdık gelecekler. Bir çok yerde Latin harfleriyle yazılmış tabela ya da yazı bile bulamayacaksınız. Özellikle sokak isimlerinde, trenlerde,otobüslerde sadece Kiril harfleri :(


Trafik derdi olmasın istiyorsanız ve de her istasyonda ayrı bir güzellik yaşamak istiyorsanız metroyu kullanmak en ideali. Mutlaka gelmeden bir Moskova metro şemasını internetten edinin.


Buraya geçen seneye kadar hep İstanbul üzerinden geliniyordu. THY artık Ankara'dan da direk uçuşlara başladı. AnadoluJet firması adı altında uçuşlar yapılıyor. Ben 5 sene boyunca Moskova, İstanbul ve Ankara hattında eziyet çektiğim için bu sene konan direk Ankara seferi benim için muhteşemdi :)) Genelde Moskova'ya THY ile gelmek tercih ediliyor ama Rus hava yollarının -Aeroflot- fiyatları her zaman daha makul :( ama ne yazık ki onlarında Ankara seferleri yok!!! Siz en iyisi şuradan bakarak fiyat konusunda ne demek istediğimi anlayın.


Uçakta verilen ya da istemeniz gereken bir Göçmen Kartı var. Ben şu an oturum izni ile gelip gittiğim için doldurmuyorum ama turistik gezi durumlarında hala dolduruluyor diye biliyorum. Siz en iyisi emin olmak için hostese mutlaka sorun. Dolduracağınız kağıt önceden sadece Rusça idi ama şimdi İngilizce açıklamaları da var. İki nüsha şeklinde birini girişteki memur alıyor diğerini de mühürleyip size veriyor. Bunu kaybetmeyin ve mutlaka pasaportunuzla birlikte muhafaza edin.


Havaalanındaki memurlardan İngilizce konuşmalarını beklemeyin ve hatta güleryüz, yardım hiç hiç beklemeyin.


Havaalanından merkeze gelmek için en ucuz ve rahat araç Aeroexpress trenlerdir. Bavullarınızı aldıktan sonra tabelaları takip ederek rahatlıkla ulaşabilirsiniz. 320 ruble yani yaklaşık 19 TL kadar hatta biletinizi Moskova'ya gelmeden internetten alıp çıktısıyla birlikte havaalanında bilet alma işiyle uğraşmadan binebilirsiniz. Taksiler da var ama hangi saatlerde geldiğiniz farketmez her daim trafikte kalma riskiniz var ve ayrıca 1000 rubleden yani yaklaşık 59 TL den başlayan fiyatları vardır. İllaki taksiye bineceğim diyorsanız mutlaka pazarlık edin. Çünkü burada taksimetre gibi bir alet olmadığından fiyat, şoförün insafına kalıyor.


Gezeceğiniz yerleri zaten önceden belirlersiniz de burada önceden belirlemeniz gereken bir şey daha var: nerede, ne yiyeceksiniz? Bunun sebepleri:  Rus mutfağının bizim damak tadımıza çok uygun olmaması,  yemek hizmetlerinin çok pahalı (hatta fahiş), temizlik anlayışlarının bizimkine kıyasla epeyce farklı :(( olması, domuz etinin de kullanılması.


Özellikle domuz eti yemek istemiyorsanız ya da yediklerinizin içinde domuz eti olmasını istemiyorsanız kesinlikle salam sucuk benzeri şeyleri, köfteli yemekleri yemeyin. Свинина  (Svenina) kelimesini mutlaka hatırlayın. Bu arada su satın alırken ve isterken de gazsız 'Vada bez gaz' demeyi unutmayın. 


Yemekler konusunda sıkıntı yaşamak istemezseniz Türk yemekleri yiyebileceğiniz yerler de var: OcakbaşıBosforOlimpik ParkSeçkin Baklava. Ayrıca hemen hemen büyük alışveriş merkezlerinin hepsinde bulunan 'Kebab House' larda hem Türk usulü yemekler hem de Türkçe konuşan kasiyerler bulabilirsiniz. Yeni açılan Afi Mall alışveriş merkezinde Kitchenette yiyebilir ya da onun bir alt katındaki Tantunici de hem tantuni hem de çiğ köfte bulabilirsiniz.


Sizin sormak istedikleriniz varsa seve seve cevaplarım.....

16 Ekim 2011 Pazar

Başarı

‎"BAŞARI; 

Sık sık gülmek ve çok sevmektir; 

Akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır; 

Dürüst eleştirmenlerin onayını almak; sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır;

Herkesteki en iyiyi bulmaktır;

... Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir; 

Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır; 

Gönlünce eğlenmek ve gülmektir; 

Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmek;

Ve tek bir kişinin bile sizden kasıtlı zarar görmediğini bilmektir; 

İşte bu başarılı olmaktır." 


~ Ralph Waldo Emerson~

21 Eylül 2011 Çarşamba

Rus Düğünü -2-

NİKAH DAİRESİ:
Nikah başlayana kadar doğal ortamda fotoğraflar çekildi. Hava 9 derecelerdeydi ve gelinimiz straplez gelinliğiyle donarak poz verdi ama ona rağmen üzerine bir şey giymedi.



Bu ufaklıklar düğünün şekerleriydi.




Bu maviş kızlar damatla gelini alıp nikah memuruna kadar götürdüler ve hem de çok hoş dans ederekten.....

 Babası kızını damada teslim etti ve nikah kıyıldı.

Müzikler canlıydı. Arka tarafta bir saksafon var!

 Maviş kızlardan biri 6-7 tane mum olan tepsiyle masaya yanaştı. Bu mumların hepsi bir şeyi temsil ediyor: sağlık, mutluluk, para... her biri masaya yerleştirildi ve yeni evli çift bunları birlikte üfledi.

İlk dans


Salonun alt katında yer alan odada misafirlerle birlikte yapılan ilk kutlama.... Şampanya ve çikolatayla...
Adet üzere nikahtan sonra şehrin güzel yerleri (meydanları, parkları, köprüleri..) gezildi ama ben sabahtan beri aç dolaştığımdan dolayı artık dayanamayıp kendimi yemek yenecek bir yerlere attım.O kısımda pek bulunamadım ve ayrıca havada soğuktu ve ben de imirin iti gibi titremek istemedim.



Ekmek tuza batırılıp yendi ve 'Yediğiniz en kötü şey bu olsun' dendi (Ekmeği tutan damadın annesi). Hani en kötü gününüz böyle olsun dileğinde bulunur gibi.. Ekmekten de kim daha büyük koparırsa ya da ısırırsa evde onun sözü geçermiş. Sonrasında birer kadeh şarap içilip arkalarına atıp kırdılar. Bunun neden yapıldığını sorarsanız şu gibi şeylerden dolayı:

  • kaç çocuk olacak? kız mı erkek mi olacak? gibi şeylerin tahmini için
  • Yeni bir gemi denize açılırken kırılan şarap şişesi gibi yeni bir hayata başlayan çiftin de yeni başlangıcı için
  • (Batıl inanç olarak) Bardak kırılmasının iyi olduğuna inanıldığı için
Sonrasında yemek salonuna girdik ve süper hazırlanmış sofrada yedik, içtik. 3 küçük notum var onları da söyleyeyim de içimde kalmasın...

Not 1:


Sofrada ilk gördüğüm şey MİS GİBİ KOKAN PASTIRMA....yani Rusların söylemesiyle BASTURMA

Not 2:
Bütün gece sık sık GORKA (acı) diye bağırıp alkış tuttuk, biz böyle bağırdıkça gelinle damat birbirini öperek ortamı tatlandırdılar. Hatta uzun uzun öpüşmeleri için ısrarcı bile olduk. Bir seferinde 12ye kadar saydık :)))

Not 3:
Tarkan burada da karşımıza çıktı. 'Oynama Şıkıdım Şıkıdım'ı Rusça versiyonuyla dinleyip tepindik...

20 Eylül 2011 Salı

Rus Düğünü -1-

Geçen hafta bir arkadaşımızın düğünü için Kaluga (Калуга) denen bir şehre gittik. Bu benim katıldığım ilk Rus düğünüydü. Bu katıldığım mı öyleydi yoksa hepsi mi böyle bilmiyorum ama eğlenmek anlamında bizimkilerden kat be kat  eğlenceliydi. Düğün sahipleri açısından ise parasal anlamda aynı külfette olsa da yorgunluk açısından
bizimkiler kadar öldürücü değildi. Annemin bizim düğünde yemek yapmaktan ve koşuşturmaktan hoşafı çıkmıştı ama buradaki anneler gönüllerince eğlendiler.
Neyse lafı fazla uzatmadan düğünü anlatayım:

KIZ ALMA:



Bunlar apartmanın her katına yapıştırılmış süslerden bazıları... kalpler, balonlar,posterler filan da vardı.











Bu kız isteme olayının en eğlenceli kısmı, gelinin sadıcının her katta damada gelin hakkında sorular sormasıydı. Ne yazık ki kız, beşinci katta yaşıyordu ve damat epeyce ter döktü.




Nihayet damat kapıya ulaştığında ise başka bir sürpriz vardı. Kapının anahtarını bulması gerekecekti:


İkinci balonda anahtar bulundu ve nihayetinde içeri girildi. Şampanyalar patlatıldı...meze tabaklarından tırtıklandı... Sonrasında da gelini alıp doğru nikah dairesine....




  

'Çok Eğlendim Anne'

Okula başladık. Haftada 3 gün birer saat gidiyoruz. Şimdiye kadar genelde oyun grubu gibi yerlere giderken bu sefer biraz daha çizgi, harf, boyama gibi şeyleri öğreten hatta hece okuma çalışmalarının bile yapıldığı bir yere yazıldık. Bazen erken mi acaba diye sorgulasam da Ege'den gelen tepkiler erken olmadığını gösterdi. Harfleri, rakamları ve bunlarla ilgili çalışmaları seviyor. Müzik ve spor derslerinden sonra bir daha gireyim diye ağlıyor ama bir tek resim konusunda sıkıntısı var. Hamur fialn yapılırsa sorun yok da eğer ki çizim yapılacaksa biraz mızıtıyor.Düzgün olmayan evlere,güneşe, çizgilere canı sıkılıyor...



19 Eylül 2011 Pazartesi

Köyüm, Toprağım, Memleketim

Doyduğun yerde yaşarsın ama hep aklın doğduğun yerdedir çünkü orası memleketindir..... Hala asfalttan köy yoluna döndüğümde kalbimin atışları hızlanır ve köye kadar uzanan yolda giderken çocukluğumda yaşadığım tüm güzel anlar aklıma gelir... Bu yaz ordaydık ve hem ben hem de Ege çok mutlu olduk :)


Anneannemin gözü gibi baktığı yaban ördekleri... Her gün itinayla beslenir, çayıra çimene salınır ve akşam tek tek içeri alınır ve gaddar babalarının yavruları gagalamaması için bekçi gibi beklenir. Ege' de beslenmesi konusunda büyükannesine ardım ediyordu.



Önce kitaplardan öğrendi sonra da gerçeğini gördü. Bu yaza kadar hep traktör derken baktı köyde hiç kimse traktör demiyor 'motor' diyor o da motor demeye başladı. Oğlum traktörün yanına mı gidiyorsun diyince 'Anne o traktör değil motor ' diyip durdu.

Bu ASİ...

Bu da onun 2 yavrusu....Bir de kedi yavruları vardı ama onları fotoğraflayamadım :(

Bu amcamın köydeki süper bakımlı bahçesindeki gül ama maalesef kokmayanından....

Bu da tandırda pişip lüplettiğimiz yarımcalar!!!Yumurtalı, soğanlı...

4 Eylül 2011 Pazar

Patlıcan Ucuzken, Yapıverelim Gari

Fiyatı 120 rublelerden (7 TL) şimdilerde 35-40 rubleye (2-2,5 TL) düşmüş iken bol bol yiyip nikotin almalı!!! Aslında en çok patlıcan salatasını ve annemin yaptığı karnıyarığı seviyorum ama bir de bunu deneyelim dedik. 






  
Malzemeler ve nasıl yapıldığı anlaşılmıştır herhalde resimlerden...Amma velakin tadı pek matah olmadı arkadaşlar yenilebilir kadardı. Daha güzel Ali Nazik yapmak için bir Googlelayın derim!!! Ben şunları çok beğendim:

Oğlum Büyürken -1-

4 yaşındayken EGE,
  • Kilosu 18, boyu da 1 metreden az kabarık
  • Türkçe'yi takılmadan konuşuyor. Cümleleri, vurguları çok düzgün. Biraz 'L' harfinde sorunumuz var ama şimdilik düzeltilmesi gerekmiyor hatta bu halini çok seviyorum.
  • Rusça konusunda ilerleme hızı beni çok sevindiriyor. Bunda özellikle izlettiğimiz çizgi filmlerin dilini Rusça seçmemizin çok faydası oluyor.
  • Caillou sonra Smeşariki ve şimdi de Wall-E ile devam eden bir seri yaptık. Yaklaşık bir haftadır günde 2 kere, sabah ve akşam Wall-E izliyor ve kalan zamanda da orada olanları bana anlatıyor.
  • Wall-E ile birlikte uzay, gezegen, astronot, roket, uzay gemisi gibi konularda soruları daha da arttı.
  • Rekabetçi bir yapısı olacak sanırım. Sabah kim üstünü önce giyecek? Kim çorbası daha önce içecek?
  • Bilgisayar, Wii vb. elektronik konularda oldukça dikkatli ve hızlı öğreniyor.
  • Tuvaletle ilgili tüm işlemleri artık kendisi yapabiliyor.
  • Neden sorusu dilinden düşmüyor.
  • Bazen kurduğu neden-sonuç ilişkilerini ben kurmakta zorluk çekiyorum.
  • Gittiği ve gördüğü yerleri hatırlamak konusunda çok iyi (annesi gibi yol ve yön bulma özürlü olmayacak)
  • Hala birileri ona vurduğunda ya da elinde bir şey aldığında ilk tepkisi  bana ya da babasına şikayet etmek oluyor; sonrasında canı acısa da 'Ama  o benim arkadaşım ben ona vuramam' dediği çok oluyor!! Son zamanlarda eğer arkadaşı bir şeyi vermezse elinden alıp kaçmayı öğrenmiş ama ben buna pek memnun olmadım :(
  • Bildiği konularda çok konuşuyor, bir oyunu sana anlatırken, bir şeyi nasıl yapman gerektiğini açıklarken susturmak mümkün değil!!!
  • Sabretmek konusunda çok yol aldık!! Hatta bu kelimenin tam hakkını verdiği zamanlar oldu.
  • Kolları ve elleri çok kuvvetli, demirlere asılıp kendi başına 3 tane ilerliyor. Ancak aynı şeyi bacakları için söyleyemeyeceğim. Koşarken bile sağa sola yalpalayarak koşuyor ve  çabuk yoruluyor. Bu nedenle, bisiklet sürmekten de yarım saat sonra vazgeçiyor.
  • Nur topu gibi üç tane dolgusu var!!! Hatta diş hekimi, bir çürüğünün içinden üzüm çekirdeği gibi bir şeyi zor çıkardı ama bu tecrübeyle de diş hekiminden korkmadığımızı anladık  (Sağolsun Tübitak Yayınlarından 'Diş Hekiminde')
  • Kemer takmayı çok seviyor, güneşli zamanlarda şapkasını mutlaka takıyor (hatta şapkasız çıkmıyor)
O büyüyor ve biz onunla her gün gençleşiyoruz!!!